Sıradanlığın Görkemi: Perfect Days (Mükemmel Günler)

4 Views

Wim Wenders’in Tokyo’da geçen ve Cannes’dan En İyi Erkek Oyuncu ödülüyle dönen son harikası Perfect Days, ilk bakışta sinemanın o en bildik, en sıradan döngülerinden birini anlatıyor gibi görünüyor. Sabahın ilk ışıklarıyla uyanan, yüzünü yıkayan, çiçeklerini sulayan ve arabasına binip Tokyo’nun kamusal tuvaletlerini temizlemeye giden orta yaşlı bir adam: Hirayama. Ancak bu küçük, gürültüsüz hayat ritminin altına gizlenen o muazzam felsefe, filmi sıradan bir gündelik hayat anlatısı olmaktan çıkarıp modern bir yaşam rehberine dönüştürüyor.

Wenders, kamerasını öyle sakin, öyle acelesiz bir yere yerleştiriyor ki, seyirci olarak modern dünyanın o kaotik gündeminden sıyrılıp Hirayama’nın sessiz dünyasına misafir oluyoruz. Bu film, büyük çatışmaların, patlamaların ya da büyük sinema numaralarının filmi değil. Aksine, hiçbir şey olmamanın, sadece var olmanın ve anı yakalamanın o görkemli sineması.

Gündelik Rutinin Kutsallığı ve Bağlılık

Hirayama, işi gereği her gün şehrin en lüks, en tasarım tuvaletlerini temizliyor. İşini öyle büyük bir ciddiyetle, öyle bir zanaatkar titizliğiyle yapıyor ki, yaptığı eylem adeta bir meditasyona dönüşüyor. Toplumun görmezden geldiği, arkasını döndüğü alanları temizlerken takındığı o saygılı tavır, onun hayata olan bağlılığının en büyük kanıtı.

Filmin derinliğini gören bir gözle bakarsak, Hirayama’nın bu steril hayatı aslında geçmişin hayaletlerinden kaçmak için kendine kurduğu güvenli bir liman. Onun eski hayatına dair küçük ipuçları filme dahil olduğunda anlıyoruz ki, bu yalın yaşam bir mecburiyet değil, bilerek ve isteyerek seçilmiş bir dervişlik hali. O, modern insanın tüketim çılgınlığına, sürekli daha fazlasını isteme hastalığına karşı bir panzehir gibi dikiliyor karşımızda.

Kaset Çaların Hafızası ve Işığın Dansı

Wenders sinemasının o müzikle bağını, edebi detaylarını burada en saf haliyle buluyoruz. Hirayama’nın arabasında dinlediği o eski kasetler; Lou Reed, Iggy Pop, Nina Simone ve tabii ki filme adını veren Perfect Days şarkısı, sadece birer fon müziği değil. Her bir kaset, karakterin iç dünyasının, sessizce sakladığı duygularının birer kelimesi haline geliyor.

Bunun yanında, Hirayama’nın her öğle yemeğinde eski model fotoğraf makinesiyle ağaç yapraklarının arasından süzülen güneş ışığını yakalamaya çalışması filmin en güzel metaforu. Japonların komorebi dediği bu kavram, yani yaprakların arasından sızan o anlık ışık seli, hayatın geçiciliğini ve o geçici anın içindeki mutlak güzelliği simgeliyor. Film bize geçmişin pişmanlıkları ya da geleceğin kaygısı yerine, şu anın, sadece şu anın önemli olduğunu fısıldıyor.

Koji Yakusho’nun Kelimesiz Büyüsü

Ve tabii ki Koji Yakusho… Cannes’da aldığı ödülü sonuna kadar hak eden, sinema tarihine geçecek kadar büyük bir sessiz oyunculuk. Yakusho, film boyunca neredeyse hiç konuşmuyor. Ancak onun sadece yüz hatlarıyla, gözlerindeki o sakin hüzünle ve dudaklarının kenarına kondurduğu o küçük tebessümle anlattığı hikaye, sayfalarca diyalogdan çok daha güçlü. Özellikle filmin son sekansında, araba kullanırken yüzünden gelip geçen o ağlama ile gülme arasındaki salınım, insan ruhunun tüm karmaşasını tek bir karede özetliyor.

Son Söz Niyetine

Perfect Days, bize büyük başarıların, büyük paraların ya da toplumsal statülerin ardından koşarken neleri kaçırdığımızı hatırlatan çok zarif bir film. Dünya dönmeye, insanlar koşuşturmaya devam ederken; köşesinde bir ağacın üzerine düşen ışığa bakıp mutlu olabilen o insanın bilgeliğini sunuyor bize. Perde karardığında içinizde beliren o garip, huzurlu ferahlık hissi, uzun süre ruhunuzu yıkayacak.

Gösterimde Olduğu Platformlar

Bu ruhu iyileştiren, hayata başka bir gözle bakmanızı sağlayacak başyapıtı izlemek isterseniz, film şu anda ülkemizde aşağıdaki platformların kataloglarında yer alıyor:

  • MUBI
  • Apple TV (Kiralama veya Satın Alma)

Hayatın o hızlı temposuna küçük bir es verip, kendinizi bu huzurlu nehre bırakmanız dileğiyle. Şimdiden iyi seyirler dilerim.