Bulut Kapitalizmi ve Silinen Hafıza

3 Views
İrem Gülseli
Yazar

İrem Gülseli

İrem Gülseli, sanatı ve kültürü toplumsal bir ayna olarak okuyan, estetik ile siyasi olanı birbirinden ayırmayı…

Sinemada Fiziksel Direniş

Dijital platformların “sınırsız kütüphane” illüzyonuna inanıp evindeki DVD’leri, kasetleri, en önemlisi de kolektif sinema hafızasını çöpe atan herkes geçmiş olsun. Bugün sinema endüstrisi, tarihinin en büyük ve en sinsi kültürel temizliğiyle karşı karşıya. Üstelik bu temizlik gizli saklı değil, gözümüzün içine bakılarak, “maliyet azaltma” ve “telif optimizasyonu” gibi kurumsal yalanların arkasına saklanarak yapılıyor.

Streaming devleri, kendi ürettikleri ya da lisansladıkları binlerce filmi ve diziyi bir gecede sunucularından siliyor. Bir zamanlar “sinemanın geleceği” olarak pazarlanan bulut teknolojisi, bugün sinema tarihini holdinglerin insafına bırakan devasa bir sansür mekanizmasına dönüştü.

Mülkiyetsiz Toplumun Sanatsal Rehinesi Olmak

Bize dayatılan bu yeni düzende artık hiçbir şeye “sahip” değiliz; sadece geçici bir süreliğine “erişim hakkı” kiralıyoruz. Aylık abonelik ücretini ödemediğiniz an ya da o çok uluslu şirketin yönetim kurulu filmin fişini çekmeye karar verdiği an, sanatsal bağınız kopuyor.

Geçtiğimiz aylarda Hollywood’un dev stüdyoları, vergi matrahından düşmek ve sanatçılara ödeyecekleri telifleri sıfırlamak için onlarca ödüllü bağımsız filmi sistemlerinden tamamen kazıdı. Bu filmlerin fiziksel bir kopyası, DVD’si ya da bağımsız bir arşivi yoksa, artık insanlık tarihi için hiç var olmamış sayılıyorlar. Dijital tekel, beğenmediği, kâr getirmediği ya da ideolojik olarak “riskli” bulduğu bir filmi tek bir tıkla tarihten silebilecek güce ulaştı. Sinema, insanlığın kolektif hafıza odasıdır; bu odayı anahtarı sadece Wall Street’te olan bir kasaya kilitleyemezsiniz.

Nostalji Silahı ve Yeniden Yapım Çöplüğü

Sistem bir yandan geçmişin özgün yapımlarını sunuculardan silip yok ederken, diğer yandan içimizi boşaltmak için korkunç bir “nostalji endüstrisi” pompalıyor. Hollywood yaratıcılık krizinin faturasını, bizim çocukluk ve gençlik hafızamızı sömürerek çıkarmaya çalışıyor. Seksenlerin, doksanların ne kadar kült yapımı, ne kadar hafızalara kazınmış bağımsız karakteri varsa, bugün her biri dijital platformların o steril ideolojik tornasından geçirilip “yeniden yapım (remake)” adı altında önümüze çöp olarak fırlatılıyor.

Bu bir sanatsal üretim değil; garantili sermaye dönüşümüdür. Yeni bir fikir üretmek, dünyaya dair yeni ve tehlikeli bir söz söylemek risklidir. Onun yerine, halkın zaten duygusal bağ kurduğu eski IP’leri (fikri mülkiyetleri) alıp içini boşaltarak yeniden satıyorlar. Küresel sinema endüstrisi, bizi durmaksızın geçmişin kötü taklitleriyle oyalayarak bugünün gerçeğini görmemizi engelliyor. Bizi geçmişe hapsedip, geleceği hayal etme yeteneğimizi elimizden alıyorlar.

Sabotaj Başlasın: Tozlu Raflara Dönüş

Bu dijital hafıza kırımına ve yapay nostalji dayatmasına karşı yapılacak eylem bellidir: Sanatı buluttan indirip yeryüzüne, fiziksel dünyaya geri getirmek.

Dijital platformların insafına bırakılmış bir sinema izleyicisi olmayı reddedin. Evinizdeki o eski DVD oynatıcıları, VHS kasetleri, sahaflardan toplanan sinema dergilerini ve bağımsız arşivleri odanızın baş köşesine koyun. Küresel Güney’in, Asya’nın, Latin Amerika’nın o sunucularda barınamayan, algoritmanın “tüketilemez” bulup sildiği gerilla filmlerini bulun, hard disklerde saklayın, birbirinizle paylaşın.

Unutmayın; bir holdingin tek bir sunucu hamlesiyle yok edebileceği bir kültür, özgür bir kültür olamaz. Hafızanızı buluta emanet etmeyin. Onu fiziksel olarak koruyun, çoğaltın ve dijital tekellerin erişemeyeceği yerlerde saklayın. Kadrajınıza ve belleğinize sahip çıkın.