Çıralı: Caretta’nın ve Ateşin İzinde Sakin Bir Antalya Kaçışı

Deniz Yaman
Deniz Yaman, seyahati bir tüketim aracı değil, ruhsal dönüşüm yolculuğu olarak gören entelektüel bir gezgin ya…
Merhaba.
Ben Deniz Yaman.
Eğer bu yazıyı okuyorsan, muhtemelen Antalya deyince aklına gelen o uzun otel koridorları, havuz başı anonsları ve dünyanın her yerinden aynı müziğin çaldığı plaj barları artık sana hitap etmiyordur. İşte tam bu noktada, kafanı Kemer yönüne çevirmeni ve ana yoldan ayrılıp çam ağaçlarının, portakal bahçelerinin arasından kıvrılan o ince yola sapmanı istiyorum. Antalya’nın o meşhur ultra turistik silüetini arkanda bırakıp yedi kilometrelik bir virajın sonunda seni bekleyen bir köy var: Çıralı.
Şimdiden uyarayım, burada beş yıldızlı otel bulamazsın. Ama sabah uyandığında perdeyi aralayıp odaya dolan o limon ve portakal çiçeği kokusunu — işte onu hiçbir zincir otelin klimalı lobisi veremez.
Portakal Çiçeği ve Çam Kokusu Arasında Bir Sabah
Çıralı’nın sabahı, sahile inmeden önce köyün içinde kaybolarak başlamalı. Küçük bir tarım köyü burası; en fazla birkaç yüz haneli. Evlerin önünde nar ağaçları, bahçelerde koca koca turunçlar, portakallar. Sabahın erken saatinde köyün içindeki dar yolda yürürken bir yandan horoz sesleri, bir yandan uzaktan gelen hafif deniz uğultusu… İnsanın şehirde unuttuğu o ilk sabah dinginliğini burada yeniden keşfediyorsun.
Caretta caretta kaplumbağalarının korunmasıyla dünyaca tanınan bir noktaya dönüşmüş olmasına rağmen şaşırtıcı derecede sakin kalmayı başarmış. Plajda şezlong ordusu görmek mümkün değil; belki yirmi-otuz şezlong, o kadar. Ne bir sahil bandı ne betonarme bir yapı. Köy, sit alanı ilan edildiği için imara kapalı; bu yüzden doğa olduğu gibi duruyor.
Caretta Caretta’nın İzinde 3,5 Kilometre
Gelelim o meşhur plaja. Çıralı Plajı tam üç buçuk kilometre uzunluğunda. Antalya’nın en uzun ve en bakir plajlarından biri. Sahili, denizi pırıl pırıl. Ama bu plajın asıl sahipleri başka: Caretta caretta deniz kaplumbağaları. Her yıl mayıs ayından ekime kadar bu sahile gelip yuva yapıyorlar. Sahilde yürürken kumların üzerindeki o küçük izleri görürsün; minik yavruların denize ulaşmak için açtıkları patikaları. İnsanın içini bir tuhaf yapan bir manzara bu. Binlerce yıldır aynı rotayı takip eden bu canlılar, bu sahili yuva olarak seçmeye devam ediyor. Carettaların bir özelliği de doğdukları yerde yumurtlamaları. Yani burada doğan yavrular anne olma zamanları geldiğinde dünyanın neresinde olurlarsa olsun gelip bu koyu bulacak ve burada yumurtlamaya devam edecekler.
Yuvaların olduğu bölgeler demir kafeslerle çevrilmiş ve işaretlenmiş. Yumurtlama döneminde geceleri saat dokuzdan sonra sahile çıkmak yasak; ışık tutmak, gürültü yapmak yok. Yumurtadan çıkma dönemlerinde de yavruların denizin parıltısına doğru yönelmesi gerekiyor, bir sokak lambası bile rotalarını şaşırtmaya yeter. İnsanın doğayla bu kadar uyum içinde yaşayabildiği kaç yer kaldı dünyada?
Yanartaş: Toprağın İçinden Yükselen Ateş
Öğleden sonra sıcağı hafif kırılmaya başladığında rotanı Olympos antik kentine doğru çevir. Plajın güney ucundan başlayan patika seni önce Likya’nın o büyüleyici harabelerine götürüyor. Antik kentin taşları sarmaşıklara sarılı, sütunlar defne ağaçlarının arasında kaybolmuş. Definecilerin tahrip ettiği lahitler görüyorsun, ama yine de bölgenin o vahşi doğası her şeye galip gelmiş; doğa antik kenti geri almış resmen. Olympos’a girişte Müze Kart geçerli, yanında bulundur.
Olympos’tan sonra asıl gösteriye hazırlan: Yanartaş. Yani Chimaera. Patika biraz dik, yaklaşık yirmi dakikalık bir tırmanış. Ama zirveye vardığında gördüğün manzara insanın nefesini kesiyor. Kayaların arasından doğal gaz sızıyor ve binlerce yıldır yanıyor. Kimi deliklerden alevler bir metreye kadar yükseliyor. Efsaneye göre Likyalılar bu ateşi deniz feneri olarak kullanmış. Homeros’un İlyada’sında geçen Chimera canavarı da işte bu dağda yaşarmış.
Güneş batarken bu alevlerin önünde oturup denize bakmak… Tarif etmesi zor bir his. El cepten mürekkepli kalemimi ve deri defterimi çıkarıp not alıyorum: “İnsanın ateşe bakarken durulması, carettaların kuma yumurta bırakırken gösterdiği sabırdan farklı değil.” Küçük bir ayrıntı belki ama bazen en büyük yolculuklar, en küçük fark edişlerle başlıyor.
Akşam: Portakal Bahçesinde Bir Akşam Sofrası
Güneş indiğinde köye dönme vakti. Çıralı’da akşam yemeği için seçeneklerin bol. Sahil boyunca sıralanmış balık restoranlarında günün taze avını deneyebilirsin. Köyün içinde daha mütevazı lokantalar da var; ev yemekleri, taze otlar, zeytinyağlılar. Ama asıl deneyim, kaldığın pansiyonun bahçesinde kurulan sofrada saklı. Çoğu pansiyon kendi bahçesinde yetiştirdiği ürünleri sofraya koyar — taze otlarla yapılmış bir salata, zeytinyağlı enginar, ızgarada levrek. Portakal ağaçlarının altında, ağustos böceklerinin sesi eşliğinde yenen bir akşam yemeğinin paha biçilmez olduğunu göreceksin.
Benim Çıralı Defterim
Çıralı’dan ayrılırken aklında kalması gereken birkaç not:
Gidiş: Antalya havalimanından arabayla yaklaşık 1 saat 15 dakika. Kemer üzerinden Çıralı tabelasından sapıyorsun. Toprak yol değil, asfalt — ama virajlı.
Konaklama: Köyde irili ufaklı pansiyonlar ve ağaç bungalovlar var. En güzeli: portakal bahçesi içindeki ağaç bungalovlardan birinde kalmak. Sabah limon kokusuyla uyanmak paha biçilmez.
Mevsim: Caretta yuvalama dönemi mayıs-ekim arası. En ideali haziran veya eylül; ne aşırı sıcak ne kalabalık. Temmuz-ağustosta hem sıcak hem dolu.
Yanartaş tırmanışı: Akşamüstü saat 17.00-18.00 gibi başla; güneş batarken hem alevleri hem denizi aynı anda göreceksin. Yanına mutlaka su al, patika terliyor.
Plaj: Caretta yuvalama döneminde geceleri saat 21.00’den sonra sahile çıkılmaz. Yuvalar demir kafeslerle çevrilidir, işaretlere dikkat et. Plajda şezlonglar sınırlı, erken gitmekte fayda var.
Olympos: Plajın güney ucundan yürüyerek ulaşılıyor. Giriş ücretli, Müze Kart geçerli.
Yemek: Sahil boyunca balık restoranları, köy içinde ev yemekçileri ve pansiyonların kendi mutfakları. En otantik deneyim pansiyonun bahçe sofrası.
Deri defterimi kapatıyorum. Mürekkebin kokusu, portakal çiçeğine karışıyor sayfalarda. Çıralı size bir şey fısıldıyor: Yavaşla. Ve eğer dikkatle dinlersen, kumlardaki o minik caretta izlerinin aslında ne kadar büyük bir yolculuğun haritası olduğunu anlıyorsun. Belki de en iyi seyahat, kilometrelerce yol gittiğin değil; bir sahilde oturup carettaların denize ulaşmasını izlerken kendi içinde aldığın yolculuktur.