Doruk Maden İşçilerinin Direnişi, Patron ve Devlet Dengesini Sarsıyor

9 Views

Doruk Madencilik işçileri, Yıldızlar SSS Holding’e bağlı madende aylardır ödenmeyen ücretleri ve tazminatları için 21 Nisan’dan 28 Nisan 2026’ya kadar süren bir direnişle sonuç aldı. Eskişehir’den Ankara’ya yürüyen işçiler, İçişleri Bakanlığı’ndaki toplantının ardından “kazandık” açıklaması yaptı. Bağımsız Maden-İş sendikasının öncülüğünde yürütülen eylem, 17 günlük direniş ve 9 günlük açlık greviyle şirketi ve bakanlıkları masaya oturttu.

Yürüyüş ve Açlık Grevi, Somut Baskı Yarattı

İşçiler, ödenmeyen maaşlar, kıdem tazminatları, zorunlu ücretsiz izin uygulaması, iş sağlığı ve güvenliği eksiklikleri ile sendikal faaliyet nedeniyle işten çıkarılanların iadesi gibi talepleri sıraladı. Madenin kamulaştırılması da gündeme geldi. Eskişehir’den başlayan yürüyüş, Ankara’da Kurtuluş Parkı’nda açlık greviyle devam etti. DİSK’ten dayanışma ziyaretleri geldi. Bu süreçte işçi önderlerinden Başaran Aksu öne çıktı.

28 Nisan’da İçişleri Bakan Yardımcısı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakan Yardımcısı ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakan Yardımcısı’nın katıldığı toplantıda şirket sahibi Sabahattin Yıldız da yer aldı. Toplantı sonrası Bağımsız Maden-İş Genel Başkanı Gökay Çakır, ödemelerin 15 gün içinde yapılacağını ve bakanlıkların garantörlüğünü açıkladı. Sendika “Kazandık” paylaşımı yaparken, İstanbul ve Ankara’daki eylemler sonlandırıldı.

Not: Bu sonuç, işçilerin kararlı yürüyüşü ve açlık grevinin, holdingin siyasi bağlantılarını bile geçici olarak etkisiz kıldığını gösteriyor.

Güç Dengesi, Direnişin Boyutuyla Değişti

Şirket tarafı, aylardır biriken borçları ödememekte ısrar ediyordu. TMSF öncesi ve sonrası haksız çıkışlar, ücretsiz izin dayatmaları sistematik bir ücret gasbı yaratmıştı. İşçilerin örgütlü yanıtı — Bağımsız Maden-İş çatısı altında yürüyüş ve grev — bu dengeleri değiştirdi. Patron, bakanlık temsilcileriyle aynı masada oturmak zorunda kaldı. Devlet ise “uzlaşma” açıklamasıyla süreci yönetmeye çalışsa da, garantörlük rolü üstlenmek zorunda kaldı.

Bu, maden sektöründe sıkça görülen “ödeme yapmama” pratiğine karşı somut bir müdahale oldu. 2023’te de aynı madende grev yaşanmıştı. Süreklilik gösteren bir sorun, bu kez daha geniş bir eylemle yanıt buldu.

Sınıf Perspektifinden Ne Anlama Geliyor?

Doruk Maden işçilerinin zaferi, maden işçilerinin yalnız olmadığını ve örgütlü direnişin sonuç üretebileceğini somutlaştırdı. Ücret ve tazminat alacaklarının yanı sıra, sendikal haklar ve iş güvencesi talepleri de masaya yatırıldı. Toplantı sonrası açıklamalarda “hiçbir arkadaşın dışarıda bırakılmadığı” vurgusu, kolektif kazanıma işaret etti. Mahkeme sürecindeki işçilerin ücretlerinin ödenmesi ve SGK primlerinin düzeltilmesi gibi detaylar, direnişin kapsamını genişletti.

Ancak zaferin ardından Haziran 2026’da bazı ödemelerin gecikmesi nedeniyle ikinci bir eylem dalgası başladı. Bu, kazanımların kalıcı hale gelmesinin patronun iyi niyetine değil, sürekli denetime ve baskıya bağlı olduğunu hatırlatıyor.

Not: Benzer durumda olan işçiler için “hak aramaktan korkmayın” çağrısı, Doruk direnişinin en somut mesajı olarak kaldı.

Siyasi Bağlamda Okuma

Hükümetin emek politikaları, esnek çalışma ve sendikasızlaştırma eğilimleriyle şekillenirken, maden işçilerinin bu direnişi farklı bir örnek oluşturdu. Bakanlıkların garantörlüğü, devletin tarafsız aracı rolünü oynamak zorunda kaldığını gösterdi. Ancak bu müdahale, işçilerin aylarca süren eylemi olmasaydı gerçekleşmezdi.

Doruk Maden direnişi, maden sektöründeki diğer işletmeler için de bir referans noktası haline geldi. Ödenmeyen ücretler ve tazminatlar, holdinglerin siyasi koruma kalkanını aşabilecek bir eylem kapasitesiyle karşılandı. Bu, emek hareketinin daralan alanlarda bile somut sonuçlar üretebileceğinin kaydı olarak duruyor.

Ödemelerin 15 günlük süre içinde tam olarak yapılmasının yanı sıra, Haziran’daki ikinci eylem dalgası, kazanımların korunması için sürekli örgütlülüğün gerektiğini ortaya koydu. Doruk Maden işçilerinin deneyimi, diğer sektörlerdeki direnişler için somut bir referans sunuyor: Yürüyüş, grev ve açlık grevi gibi araçların birleşimi, güç dengesini değiştirebiliyor.

Bu süreç, maden işçilerinin hak arama mücadelesinin yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda sendikal ve siyasal bir boyut taşıdığını da belgeledi. Zafer, tek seferlik bir olay değil; devam eden bir mücadelenin ara istasyonu olarak okunmalı.