Dev Konvoy İptal Olunca

4 Views
Ahsen Kızılırmak
Yazar

Ahsen Kızılırmak

Ahsen Kızılırmak, güncel siyaseti keskin bir gözlem ve derin bir kuramsal altyapıyla harmanlayan bir siyaset yazar…

Bir hafta önce “Tasfiye Denmiyor, Arınma Deniyor” yazmıştım. O yazıda, Kılıçdaroğlu’nun mahkeme kararıyla döndüğü koltuğun altında CHP teşkilatını nasıl dilimlediğini anlatmıştım. Bir hafta sonra geldiğimiz noktaya bakın: Şimdi de CHP’li iki belediye başkanı daha gözaltında ve Kılıçdaroğlu’nun İstanbul programı iptal edildi.

Birbirine bağlı olaylar değil bunlar aslında. Ama siyaset dediğin, kaderin birleştirmediği olayları aynı karede görebilme sanatıdır.

Önce İstanbul’un iptali

Kemal Kılıçdaroğlu, mahkeme kararıyla oturduğu genel başkanlık koltuğundan sonra ilk kez İstanbul’a çıkacaktı. Ve nasıl bir program hazırlamıştı biliyor musunuz? “Dev konvoyla” İstanbul’a girecekmis. Dev konvoy. Bu cümleyi duyunca ister istemez tırnak içinde söylüyorum, çünkü sözcüklerin böyle bir araya gelmesi ancak bir ironi ustasının kaleminden çıkabilir.

Program iptal edildi. Sebep ne? Resmi açıklama yok. “İptal edildi” deniyor, geçiyor. Ama bir siyasetçinin, özellikle de CHP genel başkanının İstanbul programının iptali, hele de “dev konvoy” gibi bir hazırlık sonrası, kolay kolay “efendim program değişikliği” ile açıklanacak bir şey değil.

Bu iptal, aslında Kılıçdaroğlu’nun CHP üzerindeki kontrolünün ne kadar kırılgan olduğunun bir göstergesi. Mahkeme kararıyla genel başkan oluyorsun, teşkilatı MYK kararlarıyla tasfiye ediyorsun, ama İstanbul’a “dev konvoyla” girmeye kalktığında bir şekilde durduruluyorsun.

Sonra İzmir’de sabah

Kılıçdaroğlu’nun İstanbul programının iptal olduğu haberinin hemen yanı başında, İzmir’den iki CHP’li belediye başkanının daha gözaltına alındığı haberi vardı. Balçova Belediye Başkanı Onur Yiğit ve Seferihisar Belediye Başkanı İsmail Yetişkin. Seferihisar’da yetmiyor, Yetişkin gözaltındayken diyalize götürülüyor. Adam hasta, diyaliz hastası, ama yine de gözaltı.

CHP’nin belediye başkanları birer birer, gün gün, sırayla gözaltına alınıyor. Bu kadar düzenli bir operasyon tesadüf olamaz. Bu bir takvim işidir.

Bu noktada akla gelen soru şu: Kılıçdaroğlu’nun İstanbul programının iptali ile İzmir’deki belediye başkanı operasyonları arasında bir bağ var mı? Belki de yoktur, belki de vardır. Ama siyasette tesadüflerin sayısı, tesadüf olmayanların yanında çok küçük bir orana tekabül eder.

Düğmeye basılan yeni perde

Ortada bir tablo var ve bu tablo giderek netleşiyor: CHP, bir yandan kendi içinde mahkeme kararlarıyla yönetilmeye çalışılırken, diğer yandan belediyeleri üzerinden operasyon geçiriyor. Partinin genel başkanı İstanbul’a “dev konvoyla” girmeye çalışırken, İzmir’de belediye başkanları gözaltına alınıyor.

Trajikomik bir durum. Yani bir yandan “dev konvoy” hayali kuran bir genel başkan, bir yandan diyaliz makinesine bağlı gözaltındaki belediye başkanı.

Mahkeme kararıyla yönetilen bir parti, mahkeme kararlarıyla parçalanan bir teşkilat ve bir yandan da savcıların kapısını çaldığı belediyeler.

Bu üç ayrı süreç aslında aynı şeyin farklı yüzleri: CHP’nin, iktidarın muhalefeti çökertme stratejisine karşı koyacak ne bir siyasi kadrosu ne de bir yol haritası kaldı.

Kılıçdaroğlu, mahkemenin verdiği güçle teşkilatı temizliyor. Bir yandan da belediye başkanları birer birer gidiyor. Ortada Kılıçdaroğlu’nun bu gidişi durduracak ne bir hamlesi var ne de bir söylemi. Adam hâlâ “dev konvoy” planlıyor.

CHP’nin önünde iki yol var: Ya bir olağanüstü kurultayla bu kısır döngüyü kıracaklar ya da mahkeme kararları ve savcılık soruşturmaları arasında eriyip gidecekler. Şu anki manzara, ikinci yolun çok daha muhtemel olduğunu gösteriyor.

Ve Kılıçdaroğlu’nun iptal olan İstanbul programı, bu ikinci yolun tabelasından başka bir şey değil. Tarih, “dev konvoy” planlayan bir genel başkanın İstanbul’a giremediği günü, CHP’nin çöküşünün miladı olarak yazabilir. Olayların bu noktada birleşmesi için ortada başka bir sebep de yok zaten.