Öğretmen Ankara’da, Madenci Yerin Altında

3 Views
Musa Arsen
Yazar

Musa Arsen

Musa Arsen, siyaseti emek, eşitsizlik ve sınıf perspektifinden ele alan bağımsız bir siyaset yazarıdır. Haber ma…

Bu hafta iki ayrı haber vardı.

Biri Ankara’dan geldi.

Özel sektör öğretmenleri Güvenpark’ta toplandı. Taban maaş istediler, özlük haklarını istediler, mülakat mağduru öğretmenlerin atanmasını istediler.

Diğeri Edirne Uzunköprü’den geldi.

Özşen Madencilik işçileri, aylardır alamadıkları ücretler için yerin 1200 metre altına indi. Kendilerini madene kapattılar. Açlık grevine başladılar.

İlk bakışta iki ayrı olay gibi görünüyor.

Biri öğretmenlerin meselesi.

Diğeri madencilerin meselesi.

Ama biraz dikkatli bakınca aynı yere çıkıyor: Bu ülkede çalışan insan, hakkını alabilmek için artık normal yollarla sesini duyuramıyor.

Öğretmen ne istiyor?

Özel sektör öğretmenlerinin talebi karışık değil.

Taban maaş istiyorlar.

Yani özel okulda çalışan bir öğretmenin, devlet okulundaki meslektaşından çok daha düşük ücretlere mahkûm edilmemesini istiyorlar.

Özlük hakkı istiyorlar.

Yani yıl sonunda kapının önüne konma korkusuyla çalışmak istemiyorlar. Sözleşme yenilenecek mi, maaş yatacak mı, sigorta düzgün gösterilecek mi diye her dönem başı yeniden pazarlık yapmak istemiyorlar.

Bir de mülakat mağduru öğretmenlerin atanması meselesi var. 1611 öğretmenden söz ediliyor. Bu insanlar sınava girmiş, beklemiş, umutlanmış; sonra mülakat denilen duvara çarpmış.

Öğretmenler bunun için Ankara’daydı.

Meclis’e yürümek istediler, polis engelledi.

Kurtuluş Parkı’nda açıklama yapmak istediler, müdahale geldi.

Biber gazı, gözaltı, abluka…

Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Genel Başkanı Eren Edebali de gözaltına alınanlar arasındaydı.

Sonra öğretmenlerin kaldığı otel ablukaya alındı.

Bu noktadan sonra mesele yalnızca maaş meselesi olmaktan çıkıyor. Çünkü bir ülkede öğretmenler haklarını anlatmak için sokağa çıktığında karşılarında muhatap değil, polis barikatı buluyorsa, orada başka bir sorun vardır.

Öğretmenler sonunda açlık grevine başladı.

Bu cümleyi öyle hızlı geçmemek lazım.

Öğretmen açlık grevine başladı.

Çünkü başka türlü duyulmadığını düşünüyor.

Madenci ne istiyor?

Uzunköprü’deki madencilerin talebi de karışık değil.

Çalıştıkları işin karşılığını istiyorlar.

Maaşlarını istiyorlar.

Mesailerini istiyorlar.

Kıdem tazminatlarını istiyorlar.

Özşen Madencilik konkordato sürecinde. Bu kelime son yıllarda memlekette çok duyulur oldu. Şirket borçlarını ödeyemez, mahkeme korumasına girer, süreç uzar. Kâğıt üzerinde hukuki bir mekanizmadır. Ama işçinin hayatında çoğu zaman şu anlama gelir:

Para yok.

Bekle.

Ne zamana kadar?

Belli değil.

Yaklaşık 350 işçinin alacağından söz ediliyor. İçlerinden 20 işçi yerin 1200 metre altına indi ve kendilerini madene kapattı.

Bu, sıradan bir protesto değil.

Bir insanın hakkını alabilmek için yerin 1200 metre altına inmesi, zaten başlı başına memleketin halini anlatıyor.

Daha sonra maden sahası önünde bekleyen işçilere ve ailelerine ateş açıldığı iddia edildi. Bağımsız Maden-İş Sendikası’nın açıklamasına göre üç el silah sesi duyuldu ve saldırının patron Bekir Kiremitçi’nin adamları tarafından gerçekleştirildiği öne sürüldü.

Bu iddia ayrıca araştırılmalı, takip edilmeli, üstü kapatılmamalı.

Çünkü maaşını isteyen işçinin karşısına silah sesi çıkıyorsa, orada yalnızca bir iş uyuşmazlığı yoktur.

Orada düzenin kime nasıl davrandığını gösteren çıplak bir fotoğraf vardır.

İki ayrı olay değil

Öğretmen Ankara’da.

Madenci yerin altında.

Biri eğitim emekçisi, diğeri maden işçisi.

Biri sınıfta çalışıyor, diğeri ocakta.

Ama ikisinin yaşadığı şey aynı ülkenin aynı gerçeği.

Öğretmen çalışıyor, geçinemiyor.

Madenci çalışıyor, parasını alamıyor.

Öğretmen hakkını arıyor, karşısına polis çıkıyor.

Madenci hakkını arıyor, karşısına şirket, konkordato, belirsizlik çıkıyor.

İkisi de muhatap arıyor.

İkisi de “bizi görün” diyor.

İkisi de aslında çok basit bir şey istiyor: Çalıştığı işin karşılığını almak ve insan gibi yaşamak.

Bunun bu kadar zor olmaması gerekirdi.

Konkordato, mülakat, düşük ücret

Bu haftanın iki haberinde üç kelime öne çıkıyor: konkordato, mülakat, düşük ücret.

Konkordato madencinin karşısına çıkıyor.

Mülakat öğretmenin karşısına çıkıyor.

Düşük ücret ise ikisinin de yakasında.

Bu kelimeler tek başına teknik görünebilir. Ama insanların hayatına değdiğinde teknik olmaktan çıkıyor.

Konkordato, işçinin çocuğuna harçlık verememesi demek.

Mülakat, yıllarca okumuş bir öğretmenin bir odada elenmesi demek.

Düşük ücret, ay sonunu getirememek demek.

Bunları büyük laflarla süslemeye gerek yok.

Mesele çok açık.

Bu ülkede çalışan insanların önemli bir kısmı, emeğinin karşılığını alamıyor. Hakkını aradığında da çoğu zaman karşısında konuşacak bir yetkili değil, aşması gereken bir duvar buluyor.

Bu hafta not düşelim

Bu hafta yaşananları bir yere yazmak lazım.

Özel sektör öğretmenleri Ankara’da açlık grevine başladı.

Uzunköprü’de maden işçileri yerin 1200 metre altında alacaklarını istedi.

Öğretmenler polis müdahalesiyle karşılaştı.

Madenciler ve aileleri ise maden sahası önünde silah sesleri duyulduğunu söyledi.

Bunlar küçük haberler değil.

Bunlar bir ülkenin çalışma hayatını gösteren haberler.

Çünkü bir ülkede öğretmen açlık grevinde, madenci yerin altında hakkını arıyorsa, o ülkede mesele yalnızca maaş bordrosu değildir.

Mesele, çalışan insana verilen değerdir.

Ve bugün görünen şu:

Bu ülkede emek ucuz, hak aramak pahalı.

Öğretmen de bunu yaşıyor.

Madenci de bunu yaşıyor.

Biri Ankara’da, biri yerin altında.

Ama ikisinin sesi aynı yere çarpıyor.