Her Şeyi Yapabilen Adamın Tek Yapamadığı Şey

Ahsen Kızılırmak
Ahsen Kızılırmak, güncel siyaseti keskin bir gözlem ve derin bir kuramsal altyapıyla harmanlayan bir siyaset yazar…
Kemal Kılıçdaroğlu şu anda CHP’de neredeyse her şeyi yapabiliyor.
Merkez Yönetim Kurulu’nu sıfırdan atadı. Parti hesaplarına el koydu. İl başkanlarını tek tek arayıp hangi safta olduklarını sordu, yetmedi — bir “tasfiye listesi” hazırlattığı bile konuşuldu. Grup başkanvekilini kendisi atayacağını ilan etti. “Temizlik” ve “arınma” söylemini siyasi lügatine öyle bir yerleştirdi ki, partide kimse koltuk garantisi hissedemez oldu.
Tek yapamadığı şey: bir kurultay.
Tedbir mi, Yetki mi? İkisi Birden Olmaz
Hikâyeyi biliyorsunuz. 21 Mayıs 2026’da Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, CHP’nin Kasım 2023’te yapılan 38. Olağan Kurultayı hakkında “mutlak butlan” kararı verdi. Kurultay yok hükmünde sayıldı, Özgür Özel ve ekibi tedbiren görevden uzaklaştırıldı, Kılıçdaroğlu ve 2023 öncesi parti organları göreve iade edildi.
Buraya kadar anlaşılmayan bir şey yok. Mahkeme karar verdi, uygulanıyor.
Peki aynı mahkeme kararı, Kılıçdaroğlu’nun MYK atamasına dayanak olduğunda “bağlayıcı yargı kararı”, kurultay yapma zorunluluğu söz konusu olduğunda “tedbir kararı” mı oluyor? Bu nasıl bir hukuk mantığıdır?
Kılıçdaroğlu’nun pozisyonu şu: Mahkeme kararı “tedbiren” alındı, esas karar çıkana kadar kurultay yapılamaz. Ama aynı “tedbiren” alınan karar, kendisine MYK atama, hesap kontrolü ve tasfiye yetkisi vermeye yetti.
Hiç mi işkillenmiyorsunuz?
Mahkeme Kararı: Kullanırken Kesin, Köşeye Sıkışınca Tedbir
Taha Akyol, 24 Mayıs’taki yazısında meseleyi net koydu: “İstinaf Mahkemesi’nin CHP kurultayları hakkında ‘mutlak butlan’ kararı vermesi, hukuken ‘yetki gaspı’dır.” Yetmedi, Kılıçdaroğlu’na düşen görevi de yazdı: “Derhal olağanüstü kongreye gitmek.”
Üzerinden üç hafta geçti. Ortada ne kurultay var, ne kongre.
Kılıçdaroğlu, 3 Haziran’da gazetecilere verdiği demeçte çizgiyi netleştirdi: “CHP’yi kirli insanlara mı bırakayım?” Bu cümle, siyasi analizin ötesinde psikolojik bir itiraftır. Parti içinde “temizlik” yapma misyonunu kendine vermiş bir liderin, bu misyonu tamamlamadan sandığa gitmeyi reddetmesidir. Ama soru şu: Temizliğin ne zaman biteceğine kim karar verecek?
Cevap belli: Kemal Kılıçdaroğlu.
Yani mahkeme kararını fiili bir sınırsız yetki belgesine çeviren bir mekanizmayla karşı karşıyayız. Karar sana MYK atama yetkisi veriyorsa “kesin”, kurultay yapma zorunluluğu getiriyorsa “tedbir”. Bu paradoksun adını siz koyun.
28 İstifa ve “Kirli İnsanlar” Muamması
11 Haziran’da işler daha da ilginçleşti. Özgür Özel’e yakın 28 Parti Meclisi üyesi istifa etti. Tüzüğün 24/3. maddesi açık: PM üye sayısı üçte ikinin altına düşerse, genel başkan 45 gün içinde olağanüstü kurultayı toplamak zorunda.
28 istifa, PM’yi tam da o eşiğin altına düşürdü. 45 gün işliyor.
Peki Kılıçdaroğlu ne yaptı? Aynı nakarat: “Tedbir kararı kalkmadan olmaz.”
Dikkat edin: Mahkeme kararı MYK atamaya yetiyor, ama tüzüğün açık hükmünü uygulamaya gelince “tedbir” duvarı. Burada artık hukuki bir tartışmadan değil, siyasi bir tercihten söz ediyoruz. Kılıçdaroğlu kurultay yapmamayı tercih ediyor. Çünkü kurultay, kontrolün delegeye geçmesi demek. Delegeye geçen kontrol, Kılıçdaroğlu’nun “temizlik” adı altında yürüttüğü süresiz tasfiye operasyonunun sonu demek.
Murat Yetkin’in aktardığı “CHP’yi kirli insanlara mı bırakayım?” sözü tam da burada anlam kazanıyor. Kılıçdaroğlu’nun gözünde parti, kendi denetiminden çıktığı an “kirlenmiş” oluyor. Bu, demokratik meşruiyetle değil, şahsi vesayetle yönetme anlayışıdır.
Kurultay Yap(a)mayan Lider
En çarpıcı olanı da şu: Kemal Kılıçdaroğlu, Türkiye’nin en çok seçim kaybeden ana muhalefet lideri olmasına rağmen, bugün partide kendisinden başka kimsenin karar alamadığı bir konuma yükselmiş durumda. Hem de demokratik yollarla değil, bir istinaf mahkemesi kararıyla.
Mahkeme kararıyla gelen, mahkeme kararıyla yöneten, ama mahkeme kararını bahane ederek seçime gitmeyen bir lider portresi.
Tarihin sayfalarına “partisini arındıran lider” olarak değil, “bir türlü kurultay yapamayan genel başkan” olarak geçecek olmanın ağırlığını hissetmiyor musunuz? Çünkü her şeyi yapabilen bir adamın tek bir şeyi yapamaması, ancak onu yapmak istememesiyle açıklanabilir.
Ve bilirsiniz, siyasette yapmak istememek, yapamamaktan daha ağırdır.