Baba Ocağı mı, Geçim Kaynağı mı?

8 Views

Baba Ocağı mı, Geçim Kaynağı mı?

CHP’de kurultay yenilgisini hazmedemeyen eski genel başkan ve kliği tarafından ortaya atılan “mutlak butlan” fırtınası, Türk siyasi tarihinin en dramatik samimiyet testlerinden birini gözler önüne seriyor. Ağızlarını her açtıklarında “Burası bizim baba ocağımız” diyerek delegeye ve seçmene duygusal hamaset yapanların, iş koltuklarını ve nüfuzlarını kaybetmeye geldiğinde partiyi nasıl bir hukuk labirentine hapsetmeye çalıştıklarını ibretle izliyoruz.

Ancak ortadaki bu devasa çelişkiyi görmemek için kör, sağır ve dilsiz olmak gerekir. Sormak gerekiyor: Gerçekten burası bir “baba ocağı” mıdır, yoksa yıllardır sırtından inmedikleri, imkanlarını sonuna kadar tükettikleri bir “geçim kaynağı” mı? Siyasi meşruiyetini kurultay delegesinin hür iradesinden alan bir yapıyı, mahkeme koridorlarında rehin almaya çalışmak, bu köklü partiye aidiyet duygusuyla değil, tamamen ticari bir işletmeye ortaklık ihtirasıyla bakıldığının en açık kanıtıdır.

“Mutlak Butlan” Maskesi ve Koltuk Hırsı

“Mutlak butlan” (kesin hükümsüzlük) gibi ağır hukuki terimlerin arkasına sığınarak mevcut yönetimi gayrimeşru ilan etme gayreti, aslında derin bir güç kaybı sendromunun tezahürüdür. Tüzük maddelerini eğip bükerek, usul tartışmaları çıkararak partide yeniden hakimiyet kurmaya çalışan Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibi, siyaseti halk için değil, kendi oligarşik yapılarını korumak için yaptıklarını adeta itiraf etmektedirler.

Eğer dertleri gerçekten ilkeler, ideoloji ya da partinin geleceği olsaydı, sandıktan çıkan “değişim” iradesine saygı duyar ve onurlu bir şekilde kenara çekilmeyi bilirlerdi. Fakat hayır; onların derdi ilkeler değil, partinin sunduğu muazzam maddi ve manevi imkanların elden gitmesidir. Bu yüzden hukuku bir silah gibi kullanarak CHP’yi felç etmekten, bölerek yeni bir parti arayışına girmekten çekinmiyorlar.

Dürüstlük Havarilerinin Şaibeli Servetleri

Bu kliğin en tahammül edilemez yönü ise her fırsatta “yolsuzluk” ve “etik” vurgusu yapmasıdır. Topluma temiz siyaset vaat eden, parti içinde dürüstlük havariliğine soyunan bu isimlere sormak gerekir: Madem yolsuzluğa bu kadar karşısınız, o halde önce kendi mahallenizdeki devasa gri alanların hesabını verin!

  • Gürsel Tekin Örneği: Yıllarca CHP’nin tepe yönetimlerinde, sekreteryalarında yer alan Gürsel Tekin’in, siyaset basamaklarını tırmanırken nasıl bir zenginleşme grafiği çizdiğinin ardındaki sır nedir? Bu muazzam servetin kaynağı hangi ticari dehanın ya da siyasi emeğin ürünüdür?

  • İlgezdiler Dosyası: Adı lüks konut projeleriyle, imar rantlarıyla, bitmek bilmeyen gökdelen daireleriyle ve dudak uçuklatan mal varlığı tartışmalarıyla anılan İlgezdiler ailesinin bu zenginliğinin hesabı ne zaman verilecektir?

Kendi kapısının önündeki bu şaibeli servet birikimlerine gözünü kapatıp, millete ahlak ve şeffaflık dersi vermeye kalkanlar, en hafif tabirle hadlerini aşmaktadır. Yolsuzluktan ve haksız kazançtan bahsedecek son kişiler, belediye imkanlarını ve parti nüfuzunu şahsi krallıklar kurmak için kullananlardır.

Seçmeni ve Üyeyi Aptal Yerine Koymaktan Vazgeçin!

Bu statükocu yapı, CHP seçmenini ve gece gündüz demeden afiş asan, bayrak dağıtan, cebindeki son kuruşu parti mitingine gitmek için harcayan kendi üyelerini adeta aptal yerine koymaktadır. Anadolu’nun dört bir yanındaki saf ve temiz CHP’liler, bu partiyi gerçekten bir “baba ocağı” görerek, ülkenin kurtuluşu için umut beslemektedir. Ancak genel merkez koridorlarında ve lüks plazalarda yuvalanmış bu çıkar şebekesi, o tabanın emeğini, o seçmenin fedakarlığını sadece kendi ikballerinin yakıtı olarak kullanmıştır.

Seçmeni “tıpış tıpış sandığa gidecek” bir kitle, üyeyi ise sadece kurultay oyunlarında kullanılacak birer figüran olarak gören bu zihniyetin maskesi artık düşmüştür. Kimse bu asil milleti ve cefakar CHP tabanını aptal yerine koymaya cüret etmesin. Halk, kimin memleket davası peşinde koştuğunu, kimin ise parti imkanlarını son damlasına kadar sömürmek için debelendiğini çok iyi görmektedir.

Siyasi Bir Tükeniş Kroniği

Açıkça ifade etmek gerekir ki, Kılıçdaroğlu ve çevresinin bugün çıkardığı “butlan” kavgası, bir ideoloji kavgası değildir. Bu, solun veya sosyal demokrasinin geleceği kavgası hiç değildir. Bu kavga; CHP’nin hazineden aldığı devasa yardımların, belediye bütçelerinin, milletvekili listelerinin ve sağlanan kurumsal rant mekanizmalarının kimin kontrolünde olacağı kavgasıdır. Dertleri, parti yönetiminde kalıp CHP’nin kurumsal imkanlarını, makam güçlerini ve o muazzam nüfuz alanını kendi dar klikleri için sömürmeye devam etmektir.

Siyaseti bir hizmet aracı değil de bir geçim kapısı, bir holding yönetimi gibi görenlerin, o koltuklardan indirildiklerinde sergiledikleri bu hırçınlık, ekmekleri ellerinden alınmış profesyonel yöneticilerin hırçınlığıdır. Partiyi bölme, yeni ittifaklar kurma veya başka bir parti çatısı altında kopuşlar organize etme tehditleri savurma noktasına gelmeleri, “Ya bu deveyi ben güderim ya da bu diyarı yakarım” bencilliğinin faturasıdır.

Bu bağlamda, CHP’nin asırlık tarihi ve kurumsal kimliği, şahsi servetlerini parti gölgesinde büyütmüş, siyaseti geçim kaynağı haline getirmiş bir zümrenin esiri olamaz. “Mutlak butlan” iddialarıyla yargıyı göreve çağırıp parti içi darbe tezgahlayanlar, Gürsel Tekin’lerin, İlgezdi’lerin hesap verilemez zenginliklerinin altında ezilmeye mahkumdur. Kılıçdaroğlu ve ekibi, seçmeni sömürme hırsına son vermelidir. Aksi takdirde, tarih onları “baba ocağını” tüttüren kahramanlar olarak değil, o ocağın odununu kendi çıkarları için yağmalayan siyasi tüccarlar olarak kaydedecektir.