Reçeteli Tutsaklık: Sağlık Endüstrisinin Afyon Etkisi ve Bedene Dönüş Manifestosu

50 Views
Defne Karasalan
Yazar

Defne Karasalan

Sağlığı politik, ekonomik ve sınıfsal bir varoluş meselesi olarak ele alan Defne Karasalan; ilaç endüstrisinin …

Modern dünya, insanlığın önüne sinsi ve parıltılı bir illüzyon sürüyor: “Wellness” (sağlıklı yaşam) endüstrisi. Bugün şehirlerin göbeğinde yükselen devasa hastane zincirleri birer şifa merkezinden ziyade alışveriş merkezlerini andırıyor; tıp dergileri ilaç lobilerinin fonladığı taraflı araştırmalarla dolup taşıyor ve market rafları üzerindeki “sağlıklı, organik, diyet” etiketleriyle bizi zehirleyen paketli ürünlerle kuşatılmış durumda. Açık konuşalım: Kapitalist pazar ekonomisi için en karlı özne “sağlıklı insan” değildir. Sağlıklı insan tüketmez, hastaneye gitmez, her ay düzenli ilaç satın almaz. Sistem için asıl maden, asla tam olarak iyileşmeyen ama ölmeyen, yani ömür boyu sisteme bağımlı kalan kronik hastalardır. İşte bu yüzden modern tıp ve gıda endüstrisi el ele vererek kitleler üzerinde muazzam bir sağlık afyonu üretiyor.

Geleneksel tıp etiğinin en kutsal kuralı koruyucu hekimliktir; yani insanı daha hastalanmadan korumak, hastalığın kökenini bulup onu ortadan kaldırmaktır. Ancak bugünkü ticarileşmiş sağlık politikaları bu kökleri tamamen kuruttu. Hastaneler ciro hedefleri koyan ticari işletmelere, tıp dünyası ise semptomları baskılayan ama hastalığı asla kökten çözmeyen birer reçete fabrikasına dönüştü.

İlaç lobilerinin kurduğu bu devasa çarkta, her organik rahatsızlığa hemen bir kimyasal kılıf uyduruluyor. Tansiyon, şeker ya da obezite gibi aslında yaşam biçimiyle, yanlış beslenmeyle doğrudan ilişkili olan sorunlar, insanlara “genetik birer kader” gibi sunuluyor ve kitleler ömür boyu her sabah yutmak zorunda oldukları haplara mahkum ediliyor. Kimse çıkıp sistemin en büyük tabusunu yıkmıyor: İlaçların ezici bir çoğunluğu sizi iyileştirmek için değil, hastalığınızı kapitalizm için sürdürülebilir kılmak için tasarlanmıştır.

Peki, bizi bu hastane koridorlarına ve ilaç bağımlılığına sürükleyen asıl suçlu nerede saklanıyor? Cevap çok uzakta değil; her gün mutfağımıza soktuğumuz, çocuklarımıza ödül diye yedirdiğimiz o parıltılı, ambalajlı ürünlerin içinde.

Modern insan, topraktan ve doğanın bilgisinden koparıldı. Bize “pratik, hızlı ve lezzetli” diye dayatılan endüstriyel gıdalar; rafine şekerler, genetiğiyle oynanmış buğdaylar, yapay tatlandırıcılar ve kimyasal koruyucular tam anlamıyla birer biyolojik silahtır. Market raflarındaki o ışıklı reyonlar, bizi yavaş yavaş içten içe çürüten birer zehir tezgahıdır. İşin en acı kısmı ise, bu endüstriyel gıdaların yarattığı metabolik yıkımı tedavi etmek için yine aynı sistemin ilaç endüstrisine sığınmak zorunda kalışımızdır. Bu, sermayenin kendi kendini besleyen, kendi hastasını yaratan ve kendi ilacını satan en kusursuz, en vahşi döngüsüdür.

Burada, Potkal.org’un bu köşesinde, tıp dünyasının o soğuk, mesafeli ve kibirli dilini de; sabah programlarında umut tacirliği yapan şarlatanların safsatalarını da çöpe atıyoruz.

Bizim pusulamız, Potkal’ın o net, pürüzsüz ve odaklanmış çemberidir. Şirketlerin fonladığı sahte bilimsel araştırmaları, ilaç lobilerinin bilgi kirliliğini, “mucizevi kür” yalanlarını ve ambalajlı endüstrinin tüm parıltılı gürültüsünü bu çemberin dışında bırakıyoruz.

Bu köşede doğrudan gerçeği konuşacağız. Bedeni bir laboratuvar nesnesi olarak değil, doğanın bir parçası olarak yeniden ele alacağız. Hak temelli bir sağlık bilincini, kamusal hekimliği ve en önemlisi; toprağın, temiz gıdanın ve kendi irademizin o unutturulmuş gücünü savunacağız.

Ezberlerinizi bozmaya, o konforlu reçeteli uykulardan uyanmaya hazırsanız, başlıyoruz. Çünkü gerçek şifa, sisteme teslim olmakta değil; bedenimizin bilgeliğini yeniden keşfetmekte saklıdır.