Sokak

Yazın Türü: Öykü

“Ben kaleye geçmem!” diye tartışma çıkmıştı yine. Ne vardı ki kaleci olmakta, çocuk aklı işte illa gol atacak. Mehmet tartışmaya girmemişti bile. Elinde top, bir karar verilmesini beklemişti. Ee top Mehmet’indi kimse ona dil uzatamıyordu tabii. Nihayet kavga ilerlemeden en sessizlerini koyuvermişlerdi kaleye. Maç hemen hemen her gün olduğu gibi akşam ezanı okunana kadar kan ter içinde devam etmişti. Ne günlerdi… Tekrar çocukluğuna dönmüş gibi hissetti Ahmet abi, çocukluğunu geçirdiği bu sokağın anlattıklarıyla. Burası hak etmediği kadar sıradan bir sokak artık. Ahmet abinin durup bunları düşünecek, eskiye dalacak vakti de yok. O da kaptırmış kendini yaşamın mecburi karmaşasına. Apar topar çıkıverdi dalıp gittiği anılardan.

Az ileride Ayşe var, oturmuş bir banka; telefon bekliyor. İş görüşmesine gitmişti geçenlerde. “Size daha sonra döneriz.” dediler ama ses seda yok. Ayşe umutlu, bekleyecek birkaç gün daha. Sokak ona da bir şeyler anlatma telaşıyla durup durup eski günlerden bahsediyor. Ayşe’nin kafası meşgul ama sokak anlatıyor: Eskiden mahallenin dört beş kızı oturur hep birlikte sohbet ederlerdi. O zamanlar çocukların elinden düşmeyen cihazların sanal dünyası yoktu tabii; sohbetleri, çeşit çeşit oyunları vardı. Hayaller vardı mesela; ben Paris’e gidip gezeceğim, ben büyüyünce İstanbul’da yaşayacağım, şunu yapacağım, bunu yapacağım. Zeynep vardı bir de. Öğretmen olacağım derdi. Ama sıradan bir öğretmen değil “çocuklara ödev vermeyen çocukları hiç yormayan bir öğretmen” olacakmış. Öyle diyordu, o sıralar pek bir öfkeliydi herhalde okula karşı. Sıkıcı ve kendince gereksiz ödevlerine yer yoktu demek ki eğlenceli hayal dünyasında. Hayat hayallerine müsaade etmiş miydi acaba şimdi bu çocukların? Ya da belki de artık istemiyorlar bile bunları. Belki sadece hayali güzeldi, sahip olmak değildi esas güzellik. Ayşe’nin yüzünde buruk bir gülümseme belirdi. Sahi ne olmuştu onlara? Nerelerdeydiler şimdilerde, Zeynep hayal ettiği gibi bir öğretmen olmuş muydu?

Halil Amca eline sade kahvesini almış, keyifle yudumluyor. Eşi Emine Hanım şekerli içmesine izin vermiyor, aralarında bir tartışma konusu bu. Şekerli içerse şeker hastası olurmuş, ömrü kısalırmış bir televizyon programında öyle demişler geçen sabah. Gerçi hoş, başka bir programda da tam aksini iddia ediyorlar. Her zamanki gibi pencerenin önündeki koltuğuna oturdu Halil Amca, sokağa bakıyor. Ahmet abiye mahalle maçlarını, Zeynep’e çocukluk arkadaşlarıyla birlikte kurduğu hayalleri hatırlatan bu sokak ona kim bilir neler anımsatıyor? Halil Amca altmış beşine gelmiş. Sokakla muhabbetleri pek derin, pek uzun…

Potkallarımız mailine gelsin!

Bir cevap yazın

Potkallarımız mailine gelsin!