Çöp

Yedi katlı bir apartmanın kapıcısıydı o. Ve yine pazartesiydi günlerden. Geleneksel çöp toplama merasimi! Yine bütün daireleri tek tek dolaşacaktı. Oysa bir tek yöneticiyi adam akıllı tanırdı. Çünkü diğer apartman sakinleri ondan bayat bir selamı bile esirgeme yoluna giderlerdi hep. Bazen görünmezlik iksiri falan içtiğini hissederdi. Başka türlüsü zordu. İnsan ancak bu kadar görmemezlikten gelinebilirdi. Görünmek isterken yok sayılmak tenine batan kıymıktan farksızdı.

Ve merasimin ilk bölümü: Protokol konuşmaları

-Kim o?

-Çöp var mı?

[Yine eve geç gelmişti. Ağzında usuldan bir anason kokusu. Mühendis Ahmet için “içmedim!” bahanesi söylenebilecek en acemice yalandı. Çünkü evden çıkar çıkmaz parmağından söküp ceketinin cebine attığı yüzüğün diğer eşi bir doktorun parmağında duruyordu. Hem de elinde kapı gibi tahlil sonuçlarıyla! Birbirini severek yazmaya başladıkları hikâyenin giriş bölümü şahaneydi. Gel gör ki gelişme bölümü çatırdamaya, hatta dağılmaya pek hevesliydi. Ahmet aile hayatına ayak uyduramamış, ayaklarını başka yerlere sürüklemeye başlamıştı. Burnunda başka kokular duymaya, ağzında başka tatlar aramaya niyet etmişti. Neclâ ise repertuvarındaki envai çeşit ilaçtan kocasına iyi gelecek olanı bir türlü bulamamıştı. (6 Numara / Kat 2)]

Kapı aralığından uzatılan poşette yine vazo kırıkları vardı. Ama bu sefer servis tabakları da “parça parça” yerlerini almışlardı gösteri alanında. Bu seferki kavga biraz daha şiddetliydi anlaşılan. Gitti güzelim yemek takımı desene!

[Su: 30 lira, Elektrik: 45 lira, Kira: 500 lira, Aidat: 70 lira

Ne yapsındı bu adam! Bir garip devlet memuru maaşıyla ev geçindirmek kolay mı? Daha kıza da para yollamak icap ederdi. Bu da yetmezmiş gibi birde hanıma gün parası vermek gerekti. Bunca sıkıntının arasında birde hanımefendinin altın günü çıkmıştı başımıza. Gerçi o da katkıda bulunmak istiyordu kendince aile bütçesine. İyi de ne yapacaktı şimdi bu devlet memuru Ali Bey! (8 Numara / Kat 3)]

Apartmanımızın sabah sekiz akşam beş memuru Ali Bey yine çıkamamıştı işin içinden. Koca kurumun defterlerini tutan bu adam nasıl olurda ırmakta boğulurdu kapıcının aklı almıyordu. İtina ile (yoksa nefretle mi demeliyim bilmiyorum) karalanan hesap kâğıtları her aybaşı olduğu gibi yıllanmış takım elbise misali kırışık bir vaziyette çöp poşetinde yerini almıştı.

Bira şişeleri, cips ambalajları, dvd parçaları, dibi tutup kapkara olmuş ve yıkamaya üşenilen bir tencere! Üniversite öğrencileri yine hareketli, gürültülü bir parti gecesinin sabahına uyanmışlardı. Rahatsız edilmemek, uykuyu kaçırmamak sevdasına çöp poşeti kapıya bırakılmıştı. Çok pis kokuyordu. Bütün çöplerden biraz daha fazla. İlişmedi kapıcı onlara. Gürültüye alışkın olan 11 numaranın sakinlerini sessizce pas geçti. Eee “zıtlıklar apartmanıydı” burası ne de olsa. Yöneticiye apartmanın isminin bu olması yönünde öneride bulunsa kâle alınır mıydı acaba? Güldü. Kendi fikrini kendisi bile dikkate almamıştı.

[- Arkadaşlar lütfen fırçaya fazla boya almayalım. Tualde dağıtması zor olacağı için resmin geneline zarar verir.

-Hocam pembe ile sarıyı karıştırsak olur mu?

Soruyu soran ailesinin zoruyla resim yapmaya yönlendirilen (bu yüzden her fırsatta derslerde pürüz çıkarmaya çalışan) şımarık küçük kursiyerdi. Bu soru canını sıkmıştı emekli resim öğretmeni Nâlan Hanım’ın. Mecali kalmamıştı. “Renklerin ruhu bozulur!” dedi ve önündeki resme bıkkın bir bakış fırlattı.]

Numara 15 apartmanın aykırı evladıydı. “Gülen Fırçalar Resim Kursu” . Her ne kadar kreş ismi gibi olsa da kursun ismi, çöpe yollanmayan tuallerin üzerinde güzel bir şeyler vardır belki de. Ya da bilmeden en değerlileri çöpe atılıyordur! Yönetici belli etmese de hiç iyi bakmazdı bu daireye. Ama Nâlan Hanım ile konuşması nezaket sınırlarının zirvesini teşkil ederdi. “Bizim bu yönetici ya tiyatro emeklisi ya da siyaset!” dedi kapıcı. Ve merasimin finaline ağır adımlarla ilerledi.

[Son çöp en mütevazı olanıydı. Evde gereksiz bir şey olmayınca çöpe kazandırılacak üye sayısı da azalıyordu tabi. Ama duymuştu. Zengin semtlerin kapıcıları ihya oluyorlardı. O da bir gün onlardan olacaktı. İnanıyordu. Ve hayalleri de onun gibi mütevazıydı. (Numara 0 / Kapıcı Dairesi)]

Varsın kimse muhatap olmasın kapıcıyla. Selam vermesin ne çıkar! O hepsinin sırlarını biliyor. Çöpleri onları ele veriyor nasıl olsa.

Ve merasimin son bölümü: Ödül Töreni,

Kapıcı elinde çöp kovasıyla sahneye doğru ilerliyor. Her adımı gururlu. Tercihi takım elbise değil. Takım elbisenin sanatçı kimliğini gölgelediğini düşünüyor. Bu yüzden bütün yazısız yasalara karşı asi bir çıkışın göstergesi var üzerinde. Kareli oduncu gömleği, süveter ve başında kasket! Nihayet sahnede artık. Çöp konteynırıyla selamlaşıyor. İki küçük şakadan sonra elindekilere ona veriyor. Kapıcının eli boş. Bu en büyük ödül zaten ona… 

Böylelikle kapıcımız, koca bir apartmanın bir haftalık hayat yükünü onların omuzlarından almış oldu.

Not: Kapıcının ismini söylemeyerek benimde onu görmemezlikten geldiğimi söyleme sayın okur. Kızma bana. Hem yöneticinin de ismi yok!

Photo by Jon Tyson on Unsplash