Çınar

KÖK

Gözlerini yeni bir günün sabahına açıp güneşi kucakladığında duvardaki cilası eskimiş guguklu saat altıyı gösteriyordu. Gecenin soğuğunun şahidi pencere camındaki çiğ tanelerini rahatından etti. Karşıdan gelen belinden isyan eden ağrılara eliyle karşı koymaya çalışan bilmem kaç takvim eskitmiş gönül yangınıydı. Her gün tekrar eden bir ibadet gibi yine kendisinden önce kalkmış çeşmenin yolunu tutmuştu. Bu durumda kendisine düşen görev – yazılı olmayan aile kutsal kitabına göre- çayı koymaktı. Pusulalarını yüzlerindeki çizgilerde saklayan bu iki ihtiyar her sabah tazelenen Armutlu toprağının nefes alan haliydi. İhsan Çavuş’un köye dönüşü tüm ahaliyi şaşırtmıştı. Çavuşluğu devlet demiryollarında yıllarca yürüttüğü takım çavuşluğundan geliyordu. Demiryolu kayıtlarına göre dördüncü bölgede yer alan Sivas’ı yıllarca memleket bilmiş, doğduğu toprakların aksine ahşap traversleri kendine manzara bilmişti. Sivaslılar İstanbul’da, İhsan Çavuş Sivas’ta bulmuştu ekmeğini ve o ekmeği bölüşecek yoldaşını. Anadolu’nun kıraç topraklarında kısa süreli yolculuğa çıktığı bu anda emeklilik hatırası köstekli saate gitti eli. Meşakkatli senelerin canlı şahidiydi o saat. Tik taklar kalp atışlarıyla ahenk oluştururken korna sesi ile irkildi. Köy minibüsü aceleci homurtular çıkarıyordu. Havalar soğumaya başlamıştı. Hayatlarını yün çoraplara emanet etme vakti… Tatil ehlinin çekildiği Armutlu İhsan Çavuş’u bekliyordu.

GÖVDE

Otobüs terminalleri bir şehrin aynasıdır derler. Yolculuktan şişmiş ayaklarımı asfalt zemin ile buluşturup meraklı bakışlarla baktığım aynayı yerden bir taş alıp parçalamak istedim. Şehir böyleyken ilçenin, hatta köyün nasıl olduğunu tahmin etmek zor olmadı. Üniversitede gördüklerimden çok daha zor bir denklemle karşı karşıyaydım. Eylül, öğretmen mevsimi… Benim gibi dikenlerle dolu bir yoldan gelen diğerlerini tenlerindeki kıymıklardan tanıdım hemen. Yeni bir coğrafyaya adım atmanın tedirginliği, evren değiştiriyormuşçasına korkulu bakışlara sebep oluyor haliyle. Vakit kaybetmeden devlet dairesinin ciddiyetiyle tanışmak için yola koyuldum. Eski zamanlardaki gibi İspanyol paça pantolonum ve sırtımda yorganım yok ama dört tekerlekli plastik valizimin tıkırtıları eşlik ediyor bana. Çağın buhranlı iklimini yüz hatlarıma itinayla yerleştirirken içimde bir yerlerde hareketlenen heyecan meltemini de memnuniyetle karşılıyor tenim.

– Bu belgeyi özlük dosyanızla birlikte görev yerine götürmeniz gerekiyor.-

Tedarikli gelmek namına yola çıkmadan önce yanıma aldığım özlük dosyasını bir madalya gibi göğsüme bastırıyorum. İlçe terminali şehrin aynasının tozlanmış hali. Her ilçe için ayrılmış müstakil çizgiler mevcut. Kendi çizgimi bulup beklemeye başlıyorum. Yabancılığın vermiş olduğu dikkatle sesleri süzüyorum zihnimde.

YAPRAK

Ben Elif. On yıllık kısa bir yaşam öyküm var. Ülkemin sınırında, tel örgülerin Türkiye tabelası olan kısmında yaşıyorum. Çokça kardeşim, az biraz imkânım var. Şu an peşinden gittiğim koyunlar benim oyun arkadaşlarım. Tabi böyle küçük yerlerde herkes herkesi tanır. Koyunlar bile tanır insanları. Katırlar büyüklerin arkadaşıdır yalnız. Kavruk tenimin aksine pamuk şekere benzer gülüşüm. Buradaki bakkala pamuk şeker pek gelmez aslında ama okumayı öğrendiğimden beri kitaplar yeni serüvenlerin kapısını aralıyor bana. Sadece pamuk şeker değil daha neler biliyorum sizin anlayacağınız. Ne? O mu kim? Şey… O benim iç sesim.

Merhaba ben Elif’in iç sesi. Dile dökemeyip içinde kalanlarım. Kendisiyle kavgasıyım. Hasretini çektiği bilgisayar, apartman dairesi, pelüş oyuncağım ben. Nihayet okul açılıyor da grilerine renkler katabilecek bizim Elif.

Öğretmen gelecekteki halimize mektup yazmamızı istedi. / Eee, ne yazacaksın? / Bilmem ki, senin bir fikrin var mı? / Hayallerinden bahsetmelisin bence. / Gerçekleşmiş gibi mi? / Evet, sonuçta uçurtmanın ipi bizim elimizde, nereye gitmesini istersek oraya gider. / Haklısın.

GÖVDE

Tek caddeli, bol eziyetli bir yer burası. Asker gibi saatleri günlere, günleri haftalara ekleyip tezkeremin gelmesini bekliyorum. Okul benim can simidim. Paranın din, memurların put olduğu bu yerde çocukların gözlerindeki Musa sevindiriyor beni. Bitki örtüsü memur olan bu ilçeden -göndermeyeceğim- bir mektup uçuracağım anneme. Telefonda dilime hapsettiklerimin mürekkep özgürlüğüne kavuşması gerek çünkü.

KÖK

Masalardan bir masa, düşlerden bir düş beğendi kendisine İhsan Çavuş. Sorgusuz sualsiz gelen çayın dumanını seyrederken zihnine hücum eden düşünceleri ayıklamaya çalışıyordu önündeki saman sarısı kâğıda dökmek için. Bir Armutlu ziyareti ritüeli olarak mektup yazacaktı yurt dışındaki kızına.

KÖK/GÖVDE/YAPRAK

Sevgili Elif, Anne, Kızım Şimdi beşinci sınıftayım. Sen ise çoktan büyüdün. Öğretmenlerimiz sigara içmenin kötü bir şey olduğunu söylüyorlar. Umarım sigara içmiyorsundur. Hastanedeki arkadaşlarınla anlaşabiliyor musun? Hakkında merak ettiğim o kadar çok şey var ki. İstanbul’da yaşamak istiyordun hep, nerede yaşıyorsun? Evlendin mi? Annemizin çok ağrıları var, verdiğin ilaçlar iyi geldi mi? Bak ne diyeceğim! Köy yerinden çıkıp nasıl bu kadar başarılı bir cerrah oldun diye sorarlarsa onlara bu mektubu göster olur mu?

Anneciğim okuldaki öğrenciler beni çok seviyor. En azından ben öyle hissediyorum. Defter sayfalarından yaptıkları zarflara koydukları mektuplarla dolu öğretmenler odasındaki dolabım.

Her sabah servisten inip öğrencilere doğru attığım birkaç adımda sanki elimde bir tohum varmış da toprak hasretle beni bekliyormuş gibi hissediyorum. Kaldırıyorum başımı gökyüzüne. Bulutlara ilişiyor bakışlarım. Hayalleri uçurtmaya benzetirdim hep ve yön vermek için yapışırdım babamın elindeki ipe. Şimdi öğrencilerim kadar hayalim, vatanım kadar sorumluluğum var. Sizleri, memleketimi çok özledim. Madımak çorbası yapar mısın geldiğimde?

Sonuç olarak kızım, burada her şey yerli yerinde. Son mektubunda buraları çok özlediğini yazmışsın. Biz de seni çok özledik. Aslına bakarsan bu topraklar senin can suyuna hasret. Bilirsin, Anadolu denen bu toprakta Armutlu’da ektiğin tohum Çaldıran’da çınar olur.

Photo by Eric Muhr on Unsplash