Çilli

-Olmaz öyle şey. Ben bunların etinden yararlanıyorum, kanından değil!

Gece uyku tutmayıp pencere kenarında sigarasını tellendirirken kaynına verdiği bu cevap çınlıyordu kulağında Halil’in. Köyün gençlerinde bir horoz furyası başlamıştı. Karısının kardeşi de horoz dövüşçüsü olma sevdasıyla -ancak işi düştüğü zamanlar rotasını eniştesinin evine kırardı- dayanmıştı kapılarına. Binbir yılışıklıkla dil dökmüştü Halil’e. Doğruya doğru Halil de hayvanlarına bir gönül bağı ile bağlanmayıp onları bir ekmek kapısı gibi görüyordu. Yalnız böylesi başkaydı. Yazıktı, günahtı sigarasını henüz bitirmediğinde. Ne uzuyoruz ne kısalıyoruz belki birkaç kuruş para geçer elimizeydi küllenmiş sigara kül tablasıyla buluştuğunda.

Dövüş meydanında put gibi kaldı Çilli. Duyup hayatı sorguluyor gibi bi’ hali vardı. Karşısında bu tür ortamlara aşina olduğu belli olan siyah renkli tüyleri yoluk bir canavar vardı. Aldırış etmedi, yegane görevinin sabahları telefon alarmı yerine kullanılmak olarak algılandığının ayırdında olmadan kanatlarını çırpıp duruyordu. Kurban edilmek için gökten indirilenin yerine kurban olmaktan kaçmak için göğe yükselmek istiyordu sanki. Öyle de oldu. Herkes şaşkınlığını farklı şekilde ifade ediyordu. Halil’in eline eteğine sarılanlar, ağlayarak Allah nidaları atanlar, korkup kaçanlar… Put gibi kalma sırası Halil’deydi. Durduğu yerde on yıl yaşlanmıştı sanki.
Sabah aynada kendi yüzüyle karşılaştığında rüyasında gördüğünü ermiş horozun etkisinden çıkamamıştı. Eşinin kardeşine vermeyecekti ama evde de barındırmayacaktı Çilli’yi. Neme lazım başımıza iş açmayalım ev türbeye döner diye geçirdi havluya uzanırken.

Photo by Sebastian Herrmann on Unsplash