Bir Ömrün En Güzel Bir Haftası

İçindeki cehennemin ateşini körüklemeye ihtiyaç duymadan düştü yola. Bu zamana kadar başına gelen olaylar arasından bu kadar keskin tepki verdiği bir hadiseyi hatırlamıyordu. Hayatının felakete gebe olduğunu bilerek bakmıştı çünkü telefon ekranındaki saatlerle dolu uçak seferleri listesine. Bin kilometreyi geçen yolu iki vasıta ile kat etmek muhasır medeniyetler düzeyine denk midir diye geçirdi içinden. Bu kadar ani bir seyahati evdekilere nasıl açıklayacağı geldi sonra aklına yirmi yedi yaşından utanarak. Bu yaşta dahi hesap verme mecburiyetini doğduğu iklimin dikiş iplerinden kabul etti. Olsun dedi kendi kendine. Allah içimizin görünmesini isteseydi şeffaf yaratırdı derimizi. Kafasını kaldırıp bozkır medeniyetine baktı. Ne kadar da ruhuna benziyordu.

*

Otobüs terminalinde diş etine düşman kazan simidine karton bardaktaki çay eşlik ediyordu. İzmir denen bilmeceyi çözmek istiyordu bir an önce. Doğru cevaptan emin olmasa hiç yormazdı kendini, adı gibi biliyordu. Sahi insan neden işler karmaşıklaşınca çabalar en fazla? Durgun deniz şiir esintisi oluşturmaz mı?

*

Saat Kulesi’nin şahitliğinde gerçekleşecek buluşma. Dakikaları dalga geçer gibi gözüme sokuyor bu kule. Elim istemsizce kahveyle boyanmış kağıda yazdığım mektubu yokluyor. Yeşil mürekkep. Neme lazım dilim falan tutulur. İşte, geliyor. Zaman duruyor sanki. Saat kulesine zafer kazanan komutan edasıyla bakıyorum. Kalp grafiğim elektroşok cihazını kıskandıracak cinsten. Karşıda salınan insan bedeni değil de sanki insan eli değmemiş bir saklı cennet. Yalın bir sarılma ve akabinde sessiz bir kortej yürüyüşü. Birbirine düşman iki siyasi parti lideri gibiyiz. Sevgi seli için kameraların kapanmasını bekliyoruz sanki.

*

Bir hafta boyunca başını yastığa her koyduğunda yerini yadırgamamasına şaşırarak uykuya kucak açtı. İzmir’i hiç görmeden “Ben dağ başıyım, sen deniz kenarı.” dediğini anımsadı bir an. Doğduğu topraklara bağlılığını zeval gelmeden başka bir yeri memleketi bilmesi boşa değildi. Bir haftanın her dakikasında aynı gökyüzünün altında nefes aldığını bilmek dahi yaşanılan yerin önemsiz olduğu gerçeğini öğretmişti ona. Hiç tanımadığı çevrenin, hiç tanımadığı insanların tek bir kişi ile özdeşleşmesi her şeyi güzel gösteriyordu. Sanki eski medeniyetler onlar için inşa etmişti bunca eseri. İnsanlar onun yanındayken daha güzel gülüyordu sanki. Denizin dalgasını hiç böyle görmemişti mesela taşralı gözleri.

**

Yatağına razı olmayan bir ırmak gibi içim. Taşmak istiyor, taşıp yeni yurduna akmak… Yaşadığım şehre dönmek ilk defa burukluk arz ediyor kalbimde. Saniyeleri ikiye, üçe, beşe, ona bölebilme yeteneğim olsa keşke. Gerçekleşmesi mümkün görünmeyen hayalleri defalarca sahneliyorum zihnimde. Tadı damakta kalan bu rüyanın tekrarlanmasına can atarak bekliyorum uçağı.

öne çıkan görsel: Thierry Meier on Unsplash