GOL

“Maçın başlamasına on beş dakika kala son bir reklam arasına giriyoruz. Reklamların ardından tekrar görüşmek üzere… Tahsildaroğlu… Tahsildaroğlu benim peynirim….”

Radyonun sesini işine odaklanabilmek için kıstı. Yeni aldığı pulları sınıflandırmak ve defterde yerlerini bulup yerleştirmek için çok yanlış bir zaman seçmişti. Yılın ilk derbisine dakikalar kalmıştı ve masada dağınık halde duran yüzü aşkın pul ona bakıyordu. O ise yalnızca günün en büyük ganimeti olarak kabul ettiği üç puldan gözünü alamıyordu. Haftalık sahaf gezisinde, Árpád Csanádi’nin Futbol Teknik-Taktik kitabının sayfalarını karıştırırken karşılaşmıştı. Koleksiyonunda en başından beri yeri ayrılmış olan üç güzide pul: 1955 yılında yine o yılki Milletlerarası Askeri Futbol Şampiyonası anısına çıkmış olan üç pulu bulduğunda heyecanını ve şaşkınlığını dizginlemek ona çok zor gelmişti. Kendini tutamasaydı eğer satıcı, her biri için istediği biner liralık bozukluğu katlayabilir, fiyatı arşa çıkarabilirdi. Dükkandan çıkıp, sokağı dönene kadar tutmuştu kendisini ancak çok geçmeden tüm içtenliğiyle öyle bir sevinç çığlığı attı ki civardan koşarak yanına gelen iki bekçinin sorgusuna maruz kaldı. O gün bit pazarından ve başka sahaflardan satın aldığı diğer pulları unutmuş, eve varıp bu üçüyle saatler geçirdikten sonra yıllardır boş kalan yerlerine koyduğunu hayal etmeye koyulmuştu. Apartmana girerken önünü kesen Kapıcı Kamil Efendi hatırlatmasaydı, akşamki derbiyi bile unutmuştu heyecandan.

“Evet sevgili dinleyiciler. Maç başlamak üzere. İki tarafın oyuncuları da sahada yerlerini aldı. İki takıma da başarılar diliyoruz… Ve dev maç başlıyor!”

Maç başladıktan sonra bir süre daha pullarla ilgilenmeye çalıştı ama iki işe aynı anda odaklanamıyordu. Hem pul sınıflandırmak titizlik isterdi, mühim işti, onlarla ilgilenirken başka hiç şey olmamalıydı kafasında. Cımbızı elinden bıraktı, maçtan sonra devam edecekti.

“Popescu… Lazetic… Kennet Andersson… Avantaja bıraktı! Revivo, Ali Güneş’e pas verdi! Ali Güneş karşı karşıya. Karambol! Ali Güneş ve gooooooool!

Yerinden sinirle fırladı. Dizlerinin masaya çarpmasıyla masa üstündeki sürahi devrildi ve pullar bir sandal olup süzüldüler. O ise olanları fark etmeden küfürler eşliğinde balkona sigara yakmaya çıktı. Radyoda golün tekrarı anlatılırken koleksiyonunun en kıymetli seti olan zamanın ağır yüküyle zar zor ayakta duran üç pul akıntıya teslim olup masa şelalesinden aşağı dalışa geçtiler. Sigaranın son fırtıyla gelen sakinlik az sonra daha büyük bir hayal kırıklığına yerini devredecekti.